II. Düşünce bulutu
Yeniden yola koyulmuştum.
Her zamanki gibi bu iki ihtiyar yine aklımı karıştırmışlardı. Aniden ortaya
çıkıp, birden ortadan kaybolmuşlardı. Hep öyle yapmıyorlar mıydı ki?
Keyfim iyice kaçmıştı.
Halbuki ne güzel başlamıştı yolculuk. Müziğin sesini açtım, radyo cızırtılı
çalıyordu. Hafıza kartındaki müzikleri çalmak için tuşa basacakken sunucu yenilerden bir şey çalacağını söyledi. Şarkıyı bekledim. Onur Can Özcan’ nın
“Hırka” şarkısı çalmaya başladı.
Ne güzel demiş.. Kokunla baş edemedim.
Kumandadan hafıza kartını seçtim.
King Crimson’ın Epitaph
şarkısı çalmaya başladı. Üniversite yıllarımda çok dinlediğim şarkılardan
biriydi. Müziğin sesini biraz daha açtım.
Şarkının güzel ritmiyle
yine dalmış gitmiştim. Asım Bey ve Reşat Bey’le bugün yaptığımız bu konuşmanın
bir benzerini yıllar önceki bir karşılaşmamızda da yaptığımızı hatırladım.
Eymir Gölü’ nde Balıkçı Büfe’ nin karşısındaki ağaçlık alanda yüksek bir
tepenin üstünde oturmuştum. Sırt çantamdaki not defterini çıkarmış, aşağıdaki
kalabalığı seyrediyordum. Az önce bir alışveriş merkezinden bir şeyler almış,
oradaki inanılmaz kalabalıktan kaçıp buraya gelmiştim. Buradaki kalabalık da
orayı aratmayacak durumdaydı. İçimden “olsun en azından açık hava, göl ve
ağaçlık” diye düşünmüştüm. Aslında hafta içlerinde buraları daha da güzeldi.
Tek tük insan gelir onlar da ya bisiklete biner ya da yürüyüş yaparlardı.
Elimdeki not defterine bir şeyler karaladım. Ama aklıma güzel cümleler
gelmediği için kalemi arasına yerleştirdiğim not defterini çantamın üzerine
bıraktım. Başımı kaldırdığımda aşağıdaki kalabalığın içerisinden, bulunduğum
yere doğru tırmanan iki ihtiyar dikkatimi çekti. Başlarında şapkaları vardı ve şapka
eğik başlarındaki yüzlerini kapatıyordu. Bu halde bile hemen tanıdım onları.
Yerimden kalkıp onlara doğru yürüyecekken işaretleri ile tekrar yere oturdum.
Gelip yanıma oturdular.
“Bugün çok kalabalık
burası.” dedi Asım Bey.
“Evet, ben de az önce onu
düşünüyordum.”
“Onu düşündüğünü
biliyordum o yüzden öyle dedim.”
Aptalca suratlarına
bakıp,
“Hayır, onu düşündüğümü
bilmiyordunuz sadece tahmin ettiniz.” diye karşı çıktım.
“Sence hafta içi buraları
nasıl oluyor.” deyince ağzım açık sesimi kestim.
Reşat Bey söze girerek,
“Ne yapıyorsun burada.”
diye sordu.
“Hafta sonu için biraz
hava alayım diye kalabalıktan kaçıp buraya geldim, ama burası da kalabalık.
Bunaldığım için bu tepeye çıktım.”
Çantamın üzerine
bıraktığım küçük not defterini göstererek,
“Bir şeyler mi
yazıyorsun?” diye sordu.
“Tam olarak bir şeyler
yazdığım söylenemez. Karalama şeyler işte. Açıkça söylemek gerekirse güzel
şeyler yazamıyorum.”
Asım Bey söze girerek,
-“Bunun sırrı var.” dedi.
Ona doğru dönüp, gülümsüyormuş
gibi yaparak,
-“Nasıl bir sır?” diye
sordum.
Asım Bey benim sırıtmama
aldırış etmeden,
-“Niye güzel şeyler
yazamıyorsun.” diye sordu.
-“Aklıma güzel bir şeyler
gelmediği için herhalde. Sıradan şeyler geliyor. Şiir yazmaya çalıştım ama o
kadar komik oldu ki. Açıkçası yaratıcı olamıyorum. Yazdığım şeyler genelde hep
taklit oluyor.”
-“Yaratıcı olmak. İşte
sorun burada. İnsanlığın en büyük sorunu bu.” diyerek devam etti. “Einstein bir
röportajında, işe başlamadan önce fikirlerin kendisine gelmesi için günlerce
meditasyon yaptığını söylemiş, yapacağı iş üzerine günlere düşündüğünü
söylemiş. Sana büyük bir sır vereyim mi?” dedi ve yanıt vermemim beklemeden,
“İnsanlar beyinlerinde düşünce ürettiklerini ve bu düşünceleri de beyinlerinde
depoladıklarını sanıyorlar ama aslında durum bundan farklı. Yani yazacakların
kafanın içinde değil. Buralarda.” diyerek duraksadı ve eliyle etrafını
göstererek, “Yazacakların çevrende, yukarıda belki de aşağıda ama kafanın
içinde değil” dedi.
Önder Güngör / Ankara 2018


0 Yorum:
Yorum Gönder