Tarih: Şubat 15, 2026 Yazar: Yorum: 0 yorum

Haydi kalk! Kalbine yürüyelim. (Kitap) Düşünce Bulutu -1

 


II.        Düşünce bulutu

Yeniden yola koyulmuştum. Her zamanki gibi bu iki ihtiyar yine aklımı karıştırmışlardı. Aniden ortaya çıkıp, birden ortadan kaybolmuşlardı. Hep öyle yapmıyorlar mıydı ki?

Keyfim iyice kaçmıştı. Halbuki ne güzel başlamıştı yolculuk. Müziğin sesini açtım, radyo cızırtılı çalıyordu. Hafıza kartındaki müzikleri çalmak için tuşa basacakken sunucu yenilerden bir şey çalacağını söyledi. Şarkıyı bekledim. Onur Can Özcan’ nın “Hırka” şarkısı çalmaya başladı. 

Ansızın bir hoşça kal kurşununa
Sarılıp veda ettim bütün sokaklarına 
Onunla geçinemedim.
Kokunla baş edemedim.
Hırkan ömrüme asılı hala..

Ne güzel demiş.. Kokunla baş edemedim.

Kumandadan hafıza kartını seçtim.

King Crimson’ın Epitaph şarkısı çalmaya başladı. Üniversite yıllarımda çok dinlediğim şarkılardan biriydi. Müziğin sesini biraz daha açtım.

Şarkının güzel ritmiyle yine dalmış gitmiştim. Asım Bey ve Reşat Bey’le bugün yaptığımız bu konuşmanın bir benzerini yıllar önceki bir karşılaşmamızda da yaptığımızı hatırladım. Eymir Gölü’ nde Balıkçı Büfe’ nin karşısındaki ağaçlık alanda yüksek bir tepenin üstünde oturmuştum. Sırt çantamdaki not defterini çıkarmış, aşağıdaki kalabalığı seyrediyordum. Az önce bir alışveriş merkezinden bir şeyler almış, oradaki inanılmaz kalabalıktan kaçıp buraya gelmiştim. Buradaki kalabalık da orayı aratmayacak durumdaydı. İçimden “olsun en azından açık hava, göl ve ağaçlık” diye düşünmüştüm. Aslında hafta içlerinde buraları daha da güzeldi. Tek tük insan gelir onlar da ya bisiklete biner ya da yürüyüş yaparlardı. Elimdeki not defterine bir şeyler karaladım. Ama aklıma güzel cümleler gelmediği için kalemi arasına yerleştirdiğim not defterini çantamın üzerine bıraktım. Başımı kaldırdığımda aşağıdaki kalabalığın içerisinden, bulunduğum yere doğru tırmanan iki ihtiyar dikkatimi çekti. Başlarında şapkaları vardı ve şapka eğik başlarındaki yüzlerini kapatıyordu. Bu halde bile hemen tanıdım onları. Yerimden kalkıp onlara doğru yürüyecekken işaretleri ile tekrar yere oturdum. Gelip yanıma oturdular.

“Bugün çok kalabalık burası.” dedi Asım Bey.

“Evet, ben de az önce onu düşünüyordum.”

“Onu düşündüğünü biliyordum o yüzden öyle dedim.”

Aptalca suratlarına bakıp,

“Hayır, onu düşündüğümü bilmiyordunuz sadece tahmin ettiniz.” diye karşı çıktım.

“Sence hafta içi buraları nasıl oluyor.” deyince ağzım açık sesimi kestim.

Reşat Bey söze girerek,

“Ne yapıyorsun burada.” diye sordu.

“Hafta sonu için biraz hava alayım diye kalabalıktan kaçıp buraya geldim, ama burası da kalabalık. Bunaldığım için bu tepeye çıktım.”

Çantamın üzerine bıraktığım küçük not defterini göstererek,

“Bir şeyler mi yazıyorsun?” diye sordu.

“Tam olarak bir şeyler yazdığım söylenemez. Karalama şeyler işte. Açıkça söylemek gerekirse güzel şeyler yazamıyorum.”

Asım Bey söze girerek,

-“Bunun sırrı var.” dedi.

Ona doğru dönüp, gülümsüyormuş gibi yaparak,

-“Nasıl bir sır?” diye sordum.

Asım Bey benim sırıtmama aldırış etmeden,

-“Niye güzel şeyler yazamıyorsun.” diye sordu.

-“Aklıma güzel bir şeyler gelmediği için herhalde. Sıradan şeyler geliyor. Şiir yazmaya çalıştım ama o kadar komik oldu ki. Açıkçası yaratıcı olamıyorum. Yazdığım şeyler genelde hep taklit oluyor.”

-“Yaratıcı olmak. İşte sorun burada. İnsanlığın en büyük sorunu bu.” diyerek devam etti. “Einstein bir röportajında, işe başlamadan önce fikirlerin kendisine gelmesi için günlerce meditasyon yaptığını söylemiş, yapacağı iş üzerine günlere düşündüğünü söylemiş. Sana büyük bir sır vereyim mi?” dedi ve yanıt vermemim beklemeden, “İnsanlar beyinlerinde düşünce ürettiklerini ve bu düşünceleri de beyinlerinde depoladıklarını sanıyorlar ama aslında durum bundan farklı. Yani yazacakların kafanın içinde değil. Buralarda.” diyerek duraksadı ve eliyle etrafını göstererek, “Yazacakların çevrende, yukarıda belki de aşağıda ama kafanın içinde değil” dedi.


Önder Güngör / Ankara 2018

0 Yorum:

Yorum Gönder