Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom (2003)
Genelde blogumda film ve kitap yorumları yapmamaya özen gösteriyorum. Çünkü sadece bu amaçla açılmış bloglar var ve onlar bu işi çok iyi yapıyorlar. Çok kaliteli yorumlar var.
Ama bazen çok sevdiğim filmler oluyor. Onları ve o filmlerin bende bıraktıklarını, sizlere de aktarmak istiyorum.
Daha önce Rüya Satan Adam, Rose Adası' nın İnanılmaz Hikayesi' ni ve Kelebeğin Rüyası' nı sizlerle paylaşmıştım.
Şimdi ise biraz da İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... Ve İlkbahar filminden bahsetmek istiyorum
Film büyük bir ormanın içindeki küçük bir göl üzerinde bulunan inziva evinde geçiyor. Kimi yorumlarda buna tapınak denmiş, manastır denmiş ancak bence tam anlamıyla bir inziva evi. Filmin çekildiği bu ortam filmin geneline harika bir görsellik sağlamış.
Film bir kapının açılması ve gölün ortasındaki inziva evinin görülmesiyle başlar. Daha ilk sahneden başlayalım.
Kapı.
Filmde iki tane önemli kapı var. Birincisi göle giriş, çıkış kapısı. İkincisi ise tek odalı inziva evinin uyku bölümüne geçiş için odanın ortasında bulunan kapı. Her iki kapı da duvarları olmayan bir kapı. Her seferinde usta ve öğrencisi bu kapılardan geçiyorlar. Hiç bir zaman yanlardan geçmiyorlar.(Bir hormonal istisna hariç).
Gölün kapısı dış dünyaya açılan kapıyı temsil ediyor. Aynı zamanda iç dünyaya giriş yapılan kapı. Temsili. Ama çok önemli bir işlevi var.
Aldoux Huxley' in bir kitabı var. The Doors of Perception (Algı Kapıları) (Cennet ve Cehennem) Kitapta Huxley şöyle der:
"...ruhani akıllı münzeviler sık sık cenneti gördüler, hatta bazen polar zıtlıkların birleştiği o ilahi bölünemez Bir'in bile farkında olabilirler. Güzelliğe bir kısa bakış için, birlik bilgisinin tadına varmak için hiçbir fiyat yüksek görünmüyordu. Gövdenin zayıf düşmesi bir sürü istenmeyen akli belirtiler üretebilir, ama aynı zamanda Varlık, Bilgi ve Neşenin üstün dünyasına bir kapı da açabilir. Bilinen olumsuzluklarına rağmen, manevi hayatın çoğu isteklisinin geçmişte düzenli gövdesel zayıflama yollarını denemiş olmalarının nedeni budur."
Kapı, tasavvufta insanın olgunlaşma sürecindeki geçiş basamaklarını temsil eder. Ruhsal olarak ise içe açılan yoldur. Filmde ise göldeki kapı münzevi hayattan, doğaya geçişi simgeliyor. Göl ve ev ise içsel yapıyı, huzuru temsil ediyor. Evin içindeki kapı ise içsel alanlardaki geçişi simgeliyor.
Her ne kadar bütün gün münzevi bir halde yaşasanız bile insan doğasının gereği içeride gelgitleri bulunmaktadır. Sürekli yüksek ruhsal doygunlukta kalmak ve bunu her daim sürdürmek zordur. İşte bu geçişler içinde, içteki kapılar kullanılır.
Metafiziksel anlamda kapı ise bilinç ile bilinmeyen arasındaki eşiği temsil eder. The Doors diye 1968 yıllarının bir rock grubu vardı. Benim öğrencilik yıllarında en çok dinlediğim gruptu. Hatta bununla ilgili eski bir yazımda şurada.
Jim Morrison bir röportajında “Doors, bilinenle bilinmeyen arasındaki kapı ve ben bu kapı olmak istiyorum” demişti. Kapı onun için bilinmeyene geçişti.
Charles Haanel' in Yaşamın Kapısını Açan Anahtar diye bir kitabı var. Bir çok yazarın bu kitaptan alıntı yaptığını görünce bayağı aramıştım bu kitabı. En sonunda dolaştığım bir D&R ' da bulmuştum.
Oradan küçük bir alıntı bırakıyorum.
Bilinçaltı, dış kaynaklardan sağlanan önermelerden doğru ve hassas sonuçlar çıkarır. Önerme doğruyken, bilinçaltı hatasız sonuca ulaşır ama önerme ya da uyarı bir hata ise tüm yapı çöker. Bilinçaltı bir kanıtlama sürecine katılmaz. Yanlış etkilerden korunmak için bilince, "kapı bekçisi"ne güvenir.
Charles F Haanel / Yaşamın Kapısını Açan Anahtar
Daha filme geçmeden kaldık bu KAPI konusunda. Ama "Kapı" gerçekten büyük bir metafordur. Onu anlamadan film biraz anlamsız kalabilir. Konuyu uzatmamak için Matrix' deki kapı metaforlarına değinmedim bile.
Gelelim filme...
İLKBAHAR...
İnziva evinde bir keşiş (budist) (filmde USTA diye geçiyor) bir de öğrencisi yaşamaktadır. Filmin ilk bölümü olan "İlkbahar" bölümünde öğrenci daha çocuk yaşlardadır ve henüz doğayı yeni keşfetmektedir. Ustasından gizlice ormana girer ve ormanın içindeki küçük bir şelalede önce balığı sonra kurbağayı en sonunda da yılanı boynundan iple bağlar ve ipin ucuna da taş bağlar. Balık suda yüzemez, kurbağa su üstüne çıkamaz, yılan taşa tırmanamaz.
Çocuk bu oyunla eğlenirken, ustası büyük bir kayalığın üzerinden olan biteni izler. Çocuk evden kayıkla geldi, peki o zaman ustası nasıl kıyıya çıktı derseniz, filmin sonunda cevabı var.
Akşam çocuk uyurken Usta, kocaman bir taşı çocuğun sırtına iple bağlar. Çocuk uyandığında taşın ağrılığını taşımakta zorlanır ve
- "Usta arkamda bir taş var. Lütfen onu çıkarır mısın?" der.
- "Sana acı mı veriyor?" der Usta
- "Evet Usta." der çocuk.
Ve Usta sırayla sorar.
-"Aynısını balığa yapmadın mı? Aynısını kurbağaya yapmadın mı? Aynısını yılana yapmadın mı?
Öğrenci, Usta' sından ilk dersini almak üzeredir.
Usta
"Ayağa kalk!" der. Sonra da "Yürü!" diye talimat verir.
Çocuk sırtındaki taşla zorlukla ayağa kalkar ve yere oturmak zorunda kalır.
"Yürüyemem çok ağır der."
Usta,
"Balığın, kurbağanın, yılanın buna nasıl katlandığını sanıyorsun?" der ve devam eder. "Git ve bütün hayvanları bul ve taşlarını çıkar."
Çocuk ormana geri döndüğünde , balığı ve yılanı ölmüş halde bulur ve hıçkırarak ağlamaya başlar. İlk ders acı bir şekilde alınmıştır.
Filmin ilk bölümü biter.
Bu bölümde beni rahatsız eden sahne, Usta' nın çocuğun oyununun ölümcül sonuçlarına engel olmamasıydı. Filmin ilerleyen bölümlerindeki intihar sahneleri de aynı şekilde bu filmin genel yapısıyla bağdaştıramadığım sahnelerdir. Usta bir keşiştir. Budist bir rahiptir. Budizm hayatı yücelten bir felsefedir. Hiç bir zaman öldürmekle bağdaşmaz. İleride intihar sahnesinde bu konuya tekrar değinmek istiyorum.
YAZ...
Gölün kapısı öğrencinin genç bir delikanlı olduğu YAZ mevsimine açılır. Öğrenci artık büyümüştür. Ancak halen daha toy bir öğrencidir.
Bir anne hasta kızını iyileştirmesi için Usta' nın yanına getirir. Gölün kapısı onlar için açılır. Bir süre sonra genç delikanlı kıza aşık olur. Kız birkaç kez öğrenciyi reddetse de sonunda birlikte olurlar. İşte bir gece öğrenci odanın diğer tarafında yatan kızın yanına gitmek için ilk kez kapıyı kullanmaz.
Öğrenci nefsine yenik düşer. Bunu fark eden USTA iyileşen kızın evden ayrılmasını ister. Öğrenci buna karşı çıkar ve kız evden ayrılınca da Usta' sını terk ederek kızın peşine düşer.
SONBAHAR...
Bu sahnede Usta gazeteye sarılı yemeğini yerken gazetedeki bir haber dikkatini çeker. "30 yaşındaki erkek karısını ölürdü ve kaçtı."
Usta kumaşını çıkarır ve yeni bir elbise diker.
Öğrenci geri döner. Ancak dış dünyayla aldığı temas onu hırçın ve öfkeli bir kişiliğe dönüştürmüştür. İç huzuru kaybolmuştur.
Usta öğrencisinden bunca zaman başından geçenleri anlatmasını ister.
"Eeee bugüne kadar mutlu bir hayat yaşadın mı? " diye sorar. "Erkeklerin dünyası sana acı vermeye başladı değil mi? diye devam eder.
Öğrenci,
"Beni rahat bırak Usta acı çektiğimi görmüyor musun?" der.
Usta,
"Acı çekmene sebep olan ne?"
Öğrenci,
"Tek günahım sevmekti. Bunun haricinde hiç bir şey istemedim." der ve devam eder. "Başka bir adamla kaçtı."
Usta,
"Erkeklerin dünyasının nasıl olduğunu daha önceden bilmiyor muydun? Bazen hoşlandığımız şeyleri oluruna bırakmamız gerekir. Sen ne beğenirsen diğerleri de onu beğenir." der.
Acısına ve öfkesine yenilen öğrenci, işlediği cinayetin ardından duyduğu derin pişmanlık ve acıyla intihara kalkışır. Kağıtlara "kapatmak", "mühürlemek" anlamına gelen bir yazı yazar ve bunlarla ağzını ve burnunu kapatır. Öğrencisinin intihar etmeye çalıştığının son anda fark eden Usta, ilk kez öğrencisini sopayla döver.
Ve evi çevreleyen tahtalara isimler yazar. Öğrenciye bunları kazımasını söyler. Bu yazıları bıçakla kazımak bir ritüeldir. Bu şekilde ruhundan da bunları çıkarıp atacağı için öğrenci arınmış olacaktır. Ancak o sırada sivil polisler çocuğu tutuklamak için gelirler ve Usta polislerden sabaha kadar öğrencisinin ritüeli tamamlamasını beklemelerini ister. Usta
Usta, öğrencisinin yaptığı ritüel için;
"Prajnaparamita Sutra : İç huzurunu onarmaya yardım eder." der.
Bu bir nevi hareketli meditasyonudur. Arınma ritüelidir.
Öğrenci sabaha kadar isimleri bıçağıyla kazır, ta ki yorgunluktan bitkin düşene kadar. Daha sonrasında polisler öğrenciyi götürürler.
İşte burada yine bu filme yakıştıramadığım sahnelerden biri gelir.
Usta intihar eder. Kendisi için bir ölüm ritüeli düzenler. Budizm simgelerinden biri "Beş duyu boşluğu" dur. Usta gözünü ağzını burnunu ve kulaklarını kapatarak, kendisini mühürler. Ve yakar.
Budizm' de intihar onaylanan bir davranış değildir. Budizm' in en temel kurallarından bir "öldürmeyeceksin" dir. Bırakın öldürmeyi, herhangi bir canlıya zarar vermek bile Budizm' e aykırıdır. İnsanın kendisine zarar vermesi, zihindeki öfke veya nefretin bir dışavurumu olarak görüldüğü için ruhsal gelişime engel kabul edilir. Filmin ilk bölümünde öğrencinin balığa , kurbağaya ve yılana verdiği ölümcül zararlarını Usta' nın izlemesini ve bu sahnedeki intiharını, geneli Budist felsefesi üzerine dayandırılmış film için aykırı sahneler olarak yorumladım.
Usta' nın intiharını film açısından yorumlarsam: Bu onun için bir son değildir. Çünkü bedeni reenkarne olacaktır. Öğrencisinin kendisini terk etmesi ve sonrasında tutuklanmasına engel olamaması onda bir acı oluşturmuştur. Usta acısını geride bırakmak istemiştir. Sonuç olarak öğrencisine hiç bir faydası olamamıştır. Belki de Usta bu hayat döngüsünü tamamladığını düşünmüştür.
Usta' nın ölümünden sonra, yılan gölde yüzerek inziva evine çıkar ve öğrenci gelene kadar evin bekçiliğini yapar. Acaba yılan Usta' nın kendisi midir?
KIŞ...
Yıllar geçer ve kapı bir kış mevsimi için yeniden açılır. Öğrenci cezasını çekmiş ve eve geri dönmüştür.
Buzların altında teknenin içinde Usta' sından kalanları görür.
Artık inziva evi ona emanettir. Evin içindeki Buda heykelinin altında bulunan çekmeceyi açar. Orada bir kitap bulur.
Kitap, Budizm' in en önemli metinlerinden biridir. "Elmas Sutra"
Elmas Sutra'nın temel mesajı, dünyadaki her şeyin bir rüya, bir illüzyon veya bir su damlası gibi geçici olduğudur. Budistlerin tapınaklarda renkli kumlardan çok büyük mandalalar yaptıklarını görmüşsünüzdür. Bu mandalaları aylarca yaparlar ve bittikten sonra kumları bir çırpıda bozarlar. Bunların adı Kum Mandalılarıdır. Tibet Budist geleneğinde kum mandalalar, sahip olunan şeylerin geçici olduğunu ve bunlara fazla bağlanmamak gerektiğini göstermek için yapılır.
Öğrenci, Emas Sutra' daki asanaları ve öğretileri uygulamaya başlar. Ustalığa geçiş aşamasındadır. O sırada Gölün Kapısı' ndan beklenmedik bir misafir kucağında küçük bir bebekle girer. Kadının yüzü mor bir eşarpla kapalıdır. Yüzünü hiç göstermez Bu işlediği günahlardan dolayı duyduğu utanma hissidir. Budizm felsefesiyle değerlendirirsek kendisini dünyevi olana kapatmıştır da diyebiliriz.
Bebeği yeni Usta' nın yanına bıraktıktan sonra gece gölden kaçarken buz kırılır ve suyun altında boğularak ölür. Bu da bir simgedir. Artık bebek koşulsuz olarak inziva evine aittir. Hayattaki tek bağı da kopmuştur.
Kadını çıkarıp yüzüne baktıktan sonraki sahneyi pek anlayamadım.
Hemen bundan sonra eline bir Buda heykeli alması ve sırtına taş bağlayarak dağın en üstüne çıkması, filmin ilk bölümünde balık ve yılanın ölümünden sonra Usta' sının sırtına taş bağladığı sahne ile bağlantılı olduğunu düşününce, kadının ölümünün o ilk dersini hatırlattığını düşünüyorum. Ustası o zaman "Eğer o hayvanlardan biri ölürse, bu taşı ömrün boyunca kalbinde taşıyacaksın" demişti. Kadının ölümünden sonra eline aldığı buda heykeli ve sırtına bağladığı taşla dağa tırmanmasını ise öğretiyi fiziksel olarak yaşamak için olduğunu düşünüyorum. Zaten sırtında taş ve elinde buda heykeli ile dağa tırmanırken ilk sahnelerden karelerin ekrana gelmesi buraya yapılan göndermeyi göstermektedir. İlk dersi öğrenmeden, ikinci dersi öğrenemezsin.
Bu arada dağa çıkarken eklinde taşıdığı Buda Heykeli, Maitreya heykelidir. Bu heykel Geleceğin Budası' dır. Artık kendisi bir Usta ' dır ve bir öğrencisi vardır. Geleceğin Budası bunu simgelemektedir. Sırtına bağladığı taş, çocukluktan getirdiği KARMA' sıdır. Heykeli dağın en yüksek yerine , gölü en tepeden gören yere yerleştirmesi ise onun ruhsal yükselişinin simgesidir. Hayvanlara taş bağlayan çocuğu yenmiş, USTA olmuştur.
Ve İLKBAHAR....
Artık Samsara başlamıştır.
Filmin genelinde konuşma çok azdır. Bu bilgeliği yansıtır.
Benden bu kadar.
Önder Güngör / Ankara / 21 Aralık 2025

























